Valencia Gezi Rehberi

Barselona’ya 362 km uzaklıkta olan, yaz kış güneşi ile her daim içinizi ısıtan sıcacık şehir Valencia…

İspanya’da Valencia bölgesinin başkenti olan şehir, aynı zamanda kendi ismini taşıyan ilinde merkezidir. Günümüzde metropolitan şehir nüfusu 1.8 milyon civarındadır. Ülkenin üçüncü büyük kenti olan Valencia portakal bahçeleri, festivalleri,sıcacık insanı, natural parkları , müzeleri, kendine has yaşam tarzıyla sizi kendine adeta hızlıca bağlayacaktır.

Kent insanı kendini Valencialı olarak görür ve konuştukları dilin adına ise ‘Valensiyanaca’ derler. Katalan diline yakın olan bu dil aslında Katalanca gibidir ama nedense ne onlar bu dilin Katalanca olduğunu kabül ederler, ne de Katalanlar Valencia halkının konuştuğu dilin Valensiyanaca olduğunu…

Şehir de Akdeniz iklimi yaşanır, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise serin geçer. En sıcak ay ortalaması 34-45 °C, en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık sıcaklık ortalaması 18 °C olan şehir aynı zamanda en çok yağış alan sehirlerdendir.

 

Romalılar tarafından kurulan kent, yüzyıllar boyunca bir çok farklı kültüre ev sahipliği yapmıştır. O tarihlerde bölgeye Romalılar, Vizigotlar,Berberiler,Endülüs Emevileri ve Aragonlar göç etmiş ve şehir gerek ekonomik, gerekse kültürel açıdan fazlasıyla zenginleşmiştir. Kent Akdeniz kıyıları boyunca, özellikle 15. ve 16. Yüzyıl dönemlerinde önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Bu dönem ise Valencia şehri için altın dönem olmuş, Ausias March, Roig de Corella, Jordi de Sant Jordi ve Jaume Roig gibi sanatkarlar tam işte bu döneme damgalarını vurmuşlardır. Uzun dönem süren savaşlar sonrasında, demokrasinin tekrardan yapılandırıldığı süreçte ise, kültürel ve ekonomik alanda sergilemiş olduğu başarılarıyla gözde kentlerden biri olarak üst sıralarda olmayı başarmıştır.
Valencia mutfağı, tam bir Akdeniz mutfağıdır. Et, sebze ve deniz ürünleri en önemli ve en temel malzemelerdir. Dünyaca ünlü pirinci ve bu pirinçten yapılan Paella’sı ile meşhurdur. Eğer gerçek bir Paella yemek istiyorsanız, Valencia bunun için ideal bir yerdir. Bu pilav tavuk veya tavşan etinden ve yeşil mevsim sebzelerinden yapılabildiği gibi deniz ürünlerinden de ( ıstakoz, midye ve kalamar gibi) yapılabilmektedir. Valensiyanaca’da geniş tava anlamına gelmektedir ‘Paella’ kelimesi. 2 kişilik yapılabildiği gibi,10 kişilik büyük ve geniş sac tavalarda da yapılabilir. Köz ateşte pişirilirse eğer lezzetine doyum olmaz. Renginin sarılığı ise içine katılan safrandan gelir..Diğer önemli tabak ise siyah pilav dedikleri ‘Arròs negre’ dir. Mürekkep balığı ve kalamardan yapılır. Rengine aldanmayın, tadı müthiş! Ana yemekten önce tapas olarak konulan ve toprak tasta kavrulan Valencia bademini, zeytinini muhakkak tadın derim. Ayrıca Fideua (noddle ve deniz ürünlü pilav) Gazpacho(soğuk natural sebze çorbası) Allioli ( sarımsak, yumurta akı ve az bir miktarda mayonezin karıştırılması sonucu elde edilen karışım) sosunu denemeden sakın dönmeyin. Valencia’ da önemli bir içecek olan aynı zamanda tatlı yerinede geçebilen Horchata (su,şeker ve Chufa bitkisinin tohumlarından yapılır) içeceği ya da Churros con Chocolate ile yemeğinizi sonlandırın.
Akdeniz’in kıyısında kurulmuş olan Valencia, denizi, tarihi ve fütüristik mimariyi ender olarak görebileceğiniz şehirlerden birisi. Eski şehirde bulunan görkemli katedral ve her iki tarafında bulunan ‘La Plaza de la Reina’ ile ‘La Plaza de la Virgen’ meydanları gayet alımlı. Zorlu bir yolculuktan sonra Kathedralin tepesine çıkıp, şehrin manzarasını izlemeli. La Plaza de la Virgen‘den ilerlerler ilerlemez, kentin önemli merkezlerinden El Carmen‘e ulaşırsınız. Sanatın adeta duvarlara işlendiği, bu daracık sokaklar arasında sayısız bar, restoran bulabilmek mümkün. Fazlasıyla özgür hissettiğiniz bu bölgede farklı kesimlere ve zevklere hitap edecek bir çok mekan vardır. Bölgede barların yoğunlaştığı yerler La Plaza del Negrito ve Baja Sokağı. UNESCO kültür mirasları listesinde bulunan ve Ortaçağ avrupa mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan İpek Marketi (Llotja de la Seda) ve İspanya’nın en büyük kapalı marketlerinden biri olan ‘Mercado Central’ kentin mutfağı hakkında geniş bir fikre sahip olmak için ideal. Ciudad de las Artes y las Ciencias (Bilim ve Sanat Şehri) 5 ana büyük binadan oluşmuş ve adeta bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibidir. Şehrin yenilikçi mizyonu açısından önemlidir. Bu kompleks için en az bir gün ayırmalı. Spor, sanat ve moda organizasyonlarının düzenlendiği Agora, opera ve tiyatroların yapıldığı Palau de les Arts Reina Sofia, kocaman ekranlarda Imax sinema gösterimlerinin yapıldığı, kimi zaman gece kulübüne de dönüştürülen Hemisfèric , dinazorlardan, uzay bilimi, botanik gibi farklı konularda interaktif, eğlenceli ve eğitici ögelerin bulunduğu Prince Felipe Science Museum ve Avrupa’nın en büyük akvaryumu olan L’Oceanografic, 17.500 metrekarelik Umbracle.
Ayrıca 1957 tarihinde Turia nehrinin taşması sonucu nehrin yönü değiştirilen ve şehir projesiyle büyük bir park alanına dönüştürülen Jardines del Turia (Turia Bahçeleri) ve hayvanların kendi yaşam alanlarında kafessiz özgürce dolaşabildikleri Bioparc muhakkak görülmeli.
Valencia’ya her defasında yolum düştüğünde uğramadan dönemediğim, sokaklarında kaybolduğum, kayboldukça yeni yerler keşfettiğim ve keşfettikçe tekrardan gitme isteğimin doğduğu büyülü bölge El Carmen… Her buluşmanızda bir başka yüzünü gösterir size… Oldukça sıcak bir Ekim öğleninde Valencia’ya vardım. 33 derece sımsıcacık her yer. Otele yerleştikten sonra, uyuyan El Carmen sokaklarına doğru yola koyuldum. Aslında tam da öğlen vakti.. Yemek yemek için ideal. Sakin ve bir o kadarda ıssız. Torres de Cuart’tan içeri girip, tarihte küçük bir yolculuğa başlayan ben, nerede bu insanlar derken acıktığımı hissedip, en sevdiğim restoranta girdim ve sokakların neden bu kadar boş olduğunu anladım. Lezzetli Valenciana Paellası (tavuk ve/veya tavşan etinden yapılan safranlı pilav) yemek için, herkes sokakları boşaltmıştı. Yemekten sonra kalabalıklaşmaya başlayan ve yavaşça açılan küçük dükkanlar, buralara özgü butikler, Portal de la Valldigna, Carmen Kilisesi, Micalet Katedrali, La Lonja, XIX. yy Müzesi, Belediye Binası, La Plaza del Negrito ve Baja Sokağı, dar sokaklarda birden karşınıza çıkan küçük şık cafeler sizi kendinizden almaya yetecek…
Özellikle yaz akşamları havanın 22:30’da karardığı Valencia’da geç başlayan ve geç biten akşam yemekleri sonucu gece yaşamı da oldukça geç başlamakta va sabahın ilk ışıklarına kadar devam etmektedir. Yazın Malvarrosa plajı çevresinde ki gece kulüplerine takılabilir, ya da Bilim ve Sanat Şehri çerisindeki ve Valencia’nın en iyi gece kulübü olan L’Umbracle’da mojitonuzu yudumlayabilirsiniz. Aynı zamanda liman bölgesinde yer alan barlar ile El Carmen’de bulunan sayısız bar ve gece kulübü sizlere eğlenebilmeniz için her tarz müzik ile hoşgeldin demektedirler.
Valencia şehrinde ulaşım çok rahat. Eski şehir bölgesini tamamen yürüyerek gezebilirsiniz. Metro ağları ve bağlantıları oldukça fazla. Hem metrolarda hem de otobüslerde geçerli olan Bono Travel Card ile bir yerden bir yere ulaşmak çok hızlı. Taksilerden de yararlanmanız mümkündür.
Konaklama açısından bir çok seçeneğe sahip olan şehirde özellikle Bilim ve Sanat Merkezinin etrafında toplanan oteller hem fiyat olarak hem de kalite olarak şık otellerdir. Eğer biraz daha tarihi solumak, dar sokaklarda nostalji yaşamak isterseniz El Carmen bölgesi, civardaki butik oteller, ya da uçsuz bucaksız kumsala yakın olmak ,deniz havası solumaksa niyetiniz Liman bölgesi otelleri tercihiniz olmalıdır.

Las Fallas

Kent alevler içinde… Kent şenlik havasında. Kent bayram yaşıyor. Bir haftalığına zakkum, manolya ağaçları ve begonyalarla süslü bu kadim kente her yıl Mart ayında 1 milyondan fazla turist getiriyor ‘Las fallas’festivali. Sanatkar ustaların kenti Valencia’nın, fakir mahallesinde iyi kalpli bir marangoz yaşarmış. Jose adlı bu marangoz çocukları çok mu çok severmiş, ne yazık ki hiç çocuğu olmamış. Çalışırken, sokaktan gelen çocuk çığlıklarını şarkı gibi dinler ve onların bu sesleriyle hep mutlu olurmuş. Oynamaları için dükkanının yanına bu tahta oyuncaklardan koyarmış. Lonca geleneklerine göre marangozlar dükkanda ısınmak için biriktirdikleri talaş ve atık parçaları bahar gelince hep birlikte bir meydanda şarkılar eşliğinde yakarmış. Bu ateş baharı müjdelermiş. Jose ise geleneğe uymak için, talaşla birlikte, dükkana sığdıramadığı oyuncakları yakmak zorunda kalmış. Çocukları ise “Üzülmeyin, size daha güzellerini yapacağım” diyerek avuturmuş. Her yıl bir öncekinden güzel oyuncaklar yaparmış. Bir 19 Mart gecesi marangoz Jose, aziz mertebesine yükselerek göçüp gitmiş bu fani dünyadan… Marangoz arkadaşları, oyuncaksız kalan çocukları avutmak hem de Aziz Jose’nin anısını yaşatmak için boş zamanlarında atık tahtalardan oyuncak yapmayı ve her 19 Mart gecesi bunları yakmayı geleneğe dönüştürmüş. Gelenek yüzyıllar içinde marangozların ve Valencia’nın koruyucu azizi San Jose’yi anma şenlikleri haline gelmiş ve sürüp gitmiş. Her yerin cıvıl cıvıl olduğu, paellaların pişirilip yenildiği,’ Niñot’ adlı devasal oyuncakların yapılıp şehrin her yerine dikildiği, geçit törenleri içeren ve 19 Mart gecesi birer saat arayla önce çocuk niñotların, sonrada seçilen ödüllü niñotların yakıldığı dev festival, mutlaka katılmalı 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir